HALİL ŞAHİN

Haziran 15, 2020 tarihinde yayınlandı.

Kargisan Karabük Giyim San. Ve Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı

15/07/1950 Karabük ili, Ovacık İlçesi Alınca Köyü’nde doğmuşum. Ailem köyde Tarım, hayvancılık ve bahçe işlerini ihtiyaca yönelik yapıyordu. Dedem Karabük Demir Çelik Fabrikasında çalışıyor, babam köy işleri ile uğraşıyordu. 1959 yılında Karabük Demir Çelik ilkokulunda eğitim hayatına başladım. Evimizde okuma yazma bilen kimse olmadığından Ailenin ilk okuma yazma bilen ferdi ben olacaktım. 1964 yılında ilkokulu bitirdim. Oldukça başarılı bir öğrenci sayılırdım.

Ailemizin ekonomik durumu nedeni ile tahsil hayatım ilkokulda son buldu. Bilmiyorum elbise çok mu pahalı idi? Büyüklerim elbise ve okul masraflarını karşılayamayacaklarını gerekçe göstermişti. Aynı yıl, elbise konusu ne kadar Terzilik mesleğini seçmeme neden olmuştur diye hep düşünürüm ama terzi çıraklığına kendi isteğimle başladım. O yıllarda terzilik mesleği ve terziler toplumda itibar gören meslek sahipleri idi. Toplum sanatkara kolunda altın bilezik var diye bakıyordu. Terzilerin sosyal çevreleri de oldukça iyi idi. Akla gelebilecek her kesimden insan ile tanışıyor ve dostluklar kurabiliyordunuz.

Terzide çalışan kalfa ve ustalar da müşteriler tarafından seviliyor ve güçlü iletişimler kuruluyordu. O yıllarda terzi dükkanları sanki kültür ve sanatın buluştuğu önemli noktalardı. Buralarda çalışanların iş ortamında iyi yetişme şansları vardı, işyeri çevremde benim çok istifade ettiğim güzel insanlar tanıdım. 15-16 lı yaşlarımda tanıdığım iki ilahiyat Fakültesi öğrencisinden çok şey öğrendim. Yıllar hızla geçiyor, çıraklık, kalfalık derken çevremiz ve kişiliğimiz şekilleniyordu. Bir bayram arifesinde kalfa olarak çalıştığım Terzi ustam yapılan bir iş hatası yüzünden üç kalfasını birden işten kovdu, iki arkadaşım işi bırakıp gittiler. Ben bayram sabahı alınan siparişler teslim edinceye kadar ayrılmadım ve işlerimi tamamladım. Bayram sabahı ustamın elini öperek Allah ısmarladık dediğimde ustam kalmamı istedi.

Ben kovulduğum yerde çalışmam dedim. Ama kovalı bir hafta oldu o zaman niye gitmedin deyince de, ustam bana güvenerek sen iş aldın. Ben o işleri tamamlamadan gidemezdim. Şimdi işler bitti beni kimse bir dakika bile burada tutamaz dedim. Ustam ağlayarak sırtımı sıvazladı ve beni tebrik etti. Artık kendi işyerimi açma zamanı gelmişti.

İlk işyerimi Cevizlidere Mahallesinde askere gitmeden açtım. 1970 yılında vatani görevimi yapmak üzere Amasya’ya asker olarak gittim. Asker ocağında da terzilik yaptım. Asker ve subaylardan pek çok insanla iyi ilişkiler kurdum. Artık dünyaya başka türlü bakıyor, yavaş yavaş sosyal, ekonomik ve siyasal kültürüm oluşmaya başlıyordu.

En temel inancım yoksulluğun, bilgisizliğin kader olmadığını düşünüyordum. Askerlik dönüşü İskenderun Demir Çelik yeni kuruluyor çevremden de pek çok insan gibi kardeşim de orada çalışıyordu. Ben ayarlayabildiğim yol parası ile iş kurmak için İskenderun’a gitmeye karar verdim. Payas ilçesinde terzi dükkanı açmak için Karabük Şantiyesinde çalışan bir abimin maddi destekleri çok işime yaramıştı.

Açtığım işyerimde güzel para kazanıyordum, yardımcı olan akrabama borcumu iki ay gibi kısa bir zamanda ödedim. Kısa sürede Tüccar Terzi olmuştum. Beş yıl İskenderun Payas’ta meslek hayatım oldu. Çok geniş dost ve arkadaş çevrem oluştu. Bu arada yaşım da 27 olmuştu, iş hayatındaki tecrübesizliğim işimi kaybetmeme neden oldu. 1977 yılında Almanya’da çalışan bir akrabamla Almanya’ya gittim. Üç ay kadar Almanya, Fransa, Belçika gibi ülkelerde ekmek aradım. Mesleğimle ilgili güzel işler de buldum. Bu arada önemli gözlemlerim ve tespitlerim oldu. Biz de çalışır, eksikve noksanlarımızı giderirsek neden o ülkelerde belli başarılar sağlayan insanlar gibi olmayalım? Bizim insan olarak onlardan neyimiz eksik diye artık yüksek sesle söylemeye başlamıştım, insanlar çalışıyor ve başarıyordu.

Ben prensipli çalıştıktan sonra bu başarıyı ülkemde daha kolay elde ederim düşüncesi ile ve “elin memleketinde tok tavuk olmaktansa kendi memleketimde aç horoz olmayı tercih ederim” slagonu ile Almanya’dan dönmeye karar verdim. “Yeniden nereden başlayabiliyorsan oradan başla” diyordum. Yıl 1978 ve yeniden erkek terziliğine başladım. Bir taraftan oluşan yeni bakış açılarımı meslektaşlarımla paylaşıyor, yaptığımız işi sanayileştirmemiz gerektiğini arkadaşlarıma anlatıyordum, ilk terziler derneği kongresinde Terziler Cemiyeti Başkanı seçildim.

Fikirlerimi hem meslektaşlarımla, hem de kamuoyu ile paylaşıyordum. Ekonomik sıkıntıların ülkede de devam ettiği yıllardı, içine düştüğüm bir ekonomik sıkıntı sürecinde çareler arıyordum. O günlerde tecrübesine ve manevi yönüne çok güvendiğim, askerarkadaşımın babası Rahmetli Mazhar Bıçakçı amca Hacda idi. Çaresizliğin pençesinden kurtulamadığım günlerde bir gece rüyamda sırtımı sıvazlayarak “Dayan evladım görmemişe döneceksin” diye bana nasihat ettiğinde kendimi toparladım. Meğer ihtiyaç duyduğum motivasyon benim iradem, beynim ve bileklerimin gücünde gizli imiş. Silkinip kendimi toparladım ve hiç bir şey olmamış gibi ilk günkü heyecanla yeniden kolları sıvadım ve işime başladım. Artık büyük düşünmek zorundaydım. Terzilerle birlik oluşturma fikri sonuç getirmemişti. Yoluma yalnız devam etmeye karar verdiğim sırada Rahmetli Sacit Kıyılıoğlu ile Kargisan’ı kurduk ve terziliği yeniden yorumlamaya, yeni bakış açıları ile çalışmaya gayret ederken bayan terziliği yapmaya başladık.

Kısa süre sonra ortağımla yollarımız ayrıldı. Ben yalnız kalmıştım. Bir taraftan bayan giyimi ile ilgilenirken diğer taraftan okul kıyafetleri ile ilgileniyordum. Bu arada Türkiye’de yükselen bir Refah Partisi çok dikkatle izlediğim bir siyasi lider vardı, O bîr taraftan üretmekten ve kalkınmaktan bahsederken, bir taraftan da maddi kalkınmanın yanında manevi kalkınmanın önemini anlatmaya çalışıyordu. Kafamdan geçen düşüncelerin tam da yerine oturduğu bir siyasi söylem olarak görüyor, bu heyecanla Bir taraftan ülke meseleleri ile ilgileniyor, rahmetli Erbakan Hoca’nın fikirlerini beğeniyor ve destekliyordum. Diğer taraftan da kendi işimi büyütmeye gayret ediyordum. Artık bir iddiam vardı, “Kendi mesleğimde dünyada bir numara olmak.” Düşüncelerimi çevremle paylaşıyor, kendimi geliştirmeye gayret ediyor, Fabrika kurma, dünyaya açılmanın projelerini yapıyordum.

Kadromu genişletme, sağlıklı bir yapı oluşturma çalışmaları içinde ilk fikrim akrabalarımdan insanlardan oluşacak kadrolarla başarılı olabileceğimi düşünerek birçok kişi ile işbirliği yaptım, iş hayatında takım oyunu oynayabilmenin gerekli olduğunu anladım. Benim için artık akraba değil birlikte huzurlu ve başarılı çalışma yapabildiğim insanlarla yola devam etmek en doğru işti. Şu an hala birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan Recep Özdem bey şirket ortağı olarak ekibe dahil oldu. Sonra ekibimize işletmenin Eğitim ve Yönetiminde rol alan Mustafa Çelenli de ortak olarak dahil olunca artık dünyaya doğru giden yol açılmaya başlamıştı.

Onun ilahiyatçı ve eğitimci yönü hem bize, hem de personelimize manevi motivasyon olarak ciddi artılar kattı. Tecrübe ve bilgilerimizle oluşturmaya çalıştığımız birliktelik ruhuna bakış açımızın ayet ve hadislerdeki manevi m esajlarla da uyum arz ettiğini görm ek manevi motivasyonum uzu daha da perçinledi. Ö zellikle Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)’in ortaklıkla ilgili Kutsi Hadislerinde Cenab-ı Hakkın “İki ortak iş yapar ve biri birine karşı dürüst davranırsa onların üçüncüsü ben olurum, biri birlerine karşı hilekarlık yapar, dürüst davranmazlarsa aralarından ben çekilirim ve üçüncü ortakları şeytan olur” hadislerini özümsediğimizde hep ortağımızın Cenab-ı Hak olmasını, şeytanı aramıza sokmayacak şekilde davranmak zorunda olduğumuz hakikatini şirket ve hayat felsefesi olarak algılamamız birliktelik ruhu ve huzur ortamımızın da temeli oldu.

Tabi yaptığımız iş için dünyanın dilini bilmek ve iletişim kurabilmek de gerekiyordu. 2005 yılında İstanbul da ofis açmaya karar verdiğimizde profesyonel kadrolarla çalışmak zorunda idik, iyi bir kadro kurabilmek için gayret ettik oğlum Atakan Bey ve kızım Serpil Hanım ofiste hızlı bir şekilde yetişip pazarlama, dış ticaret konularını da kendi öz kadrolarımız ile yapabilir hale geldik. Böylece değerlerimizi ve bilgimizi dünya ile aracısız buluşturmaya başladık, işimizi sürekli geliştirmeye çalıştık. Müşterilerimizle karşılıklı güvenilir ilişkiler kurduk. Dünyanın birçok ülkesi ile sanatımızı buluşturduk. Şu anda 250 kişilik iyi yetişmiş insanlardan oluşan kadromuzla biz artık dünyanın terzisi olduk, “Endüstriyel Terzi” nişanını markamıza iliştirdik, insanlar dürüst, çalışkan ve bilgili insanlarla iş yapmayı seviyor. Kolay yoldan zengin olmak düşüncesi değerleri yok ediyor. Adaleti olmayan yönetim anlayışları uzun süreli beraberlikleri yok ediyor. Ben demek “biz”i yok ediyor.

Başarılı olmak için sevgiyi önemsemek gerekiyor. Ama güven kasada yedek akçe olarak saklanmalı, ilişkiler bilgi ve denetlenebilir ve yönetilebilir sistemle yapılmalı. Başta ortaklarımız olmak üzere çalışanlarımıza ve bizi çokça destekleyen Karabük halkına ve özellikle hanımlara minnet borcum var. Çok desteklerini gördüm. Bizden sonraki nesil işin gerekli maddi ve manevi donanımı oluşturmakta Allah (cc)’ın çokça yardımına mashar olduğumuz inancındayım.

Belgeyi Görüntüle